13 Kasım 2014 Perşembe

Bir Elbise Daha Diktim.

Günlük hayatımda elbise giyen biri değilim. Seksenlerin, doksanların gençliği olarak özellikle kot pantolon, üzerine oduncu gömlek orta yaşlarıma kadar favori giysim idi. İş hayatı mecburiyeti olmasa etek bile giymezdim ya. Zaten pantolonu serbest bıraktıkları an bütün eteklerimi de dağıttım. Ama seneler beni olgunluk çağlarına ulaştırınca bir hanım teyze profilini oluşturmak elzem oldu. ( ya da ben öyle bir psikolojiye saplandım) Neyse lafı uzatmayalım. Paylaşacağım projem ( giyip giymeyeceğimi bilmeden) bir elbise oldu.














Mankenin üzerinde çok dominant, etkili duruyor değil mi? benim karakterimde olmasa da sadece bu duruş cezbetti beni. Model Ağustos sayısından.














Bu model için kumaş almak yerine, evdeki parça kumaşları kullandım. Biraz dolabım rahatlasın, yeni güzelliklere yer açılsın diye uğraşıyorum aslında. Diktikçe, modellere ufak tefek farklılıklar katmaya çalışmak da hoşuma gitti. Aslında bu iki kumaş farklı cinsler. Sadece renk uyumları tutunca projem için seçildiler:))














Her ne kadar modelde olmasa da bence biye ile kol ve yakasını çevirmek de gözüme hoş göründü.














Etekte zorlandım. Ama dikişi için değil. Kumaşı yetirebilmek için. Karelerini denk getirelim derken kumaşı eksilttik mecburen. Olsun. diktiğimi bilmeyenler konfeksiyon nazarıyla bakınca hatalarını araştırmıyorlar. Onun için diktim demiyorum zaten:)))














Bu defa gizli fermuarı daha düzgün diktim. Hem de normal fermuar ayağıyla. Meğerse ben dikmem gereken yeri bilmiyormuşum. İşte böyle dişleri parmağımla ( o görünen parmak da benim) açtırıp, dikmek gerekiyormuş. Öyle böyle değil resmen iyice açtırıp, tam kıvrılan yerinden iğneyi batırmak gerekiyormuş. Bu defa diğerlerine nazaran çok daha muntazam bir fermuar dikişi gerçekleştirdim.














Elbette tecrübeli arkadaşlar için yeterli bir başarı olmayabilir. Ama ben neredeyse Arşimet gibi sokağa fırlayıp önüme gelene fermuar dikişimi gösterecektim. öyle heyecanlandım yani:))














Işıgı da nasıl parlatmışsam. Aslında ışıktan değil, elbisemin ışıltısı göz alıyor.:)) Ben elbise diyorum ama bu kıyafeti jile tarzı giymeyi düşünüyorum. İçine balıkçıllar, gömlekler falan. 
Bel çizgisi biraz aşağıda, düşük bel gibi bir duruşu var. Boyunu diz hizasında bitirdim. Zaten kalıp kisa beden için olunca kalıpta hiç oynama yapmadım. Bu çalışmamı hafta sonu bitirmiştim. Ama bir türlü bloğuma giriş yapamadım. Kısmet bugüne imiş. Yarın da cuma olunca, kıyafetimin görücüye çıkışını pazartesi olarak planlamaktayım. Kolay, basit, temiz bir çalışma oldu. Sizce nasıl gözüküyor? 




1 Kasım 2014 Cumartesi

Cumhuriyet Haftası Aile Etkinliğimiz

Merhabalar. 29 Ekim Cumhuriyet bayramımızı geride bıraktık. Akşamında çocuklarıma bildiğim bazı kahramanlık hikayelerini anlatmak istedim. Benim hâlâ hatırlarken yüreğimin coştuğu hikayeleri çocuklarım bir kayıtsızlıkla, "sussa da filmi seyretsek" bakışlarıyla dinleyince doğrusu içime dokundu. Nasıl bir gençlik yetişiyor bu ülkede endişesine düştüm. Bu ülkenin bedelini nasıl ödedik, tekrar tekrar da aynı bedeli defalarca ödediğimiz halde, gençliğin sadece üstünde yaşadığımız bir toprak parçası nazarıyla vatan bilincine ulaşamadığını düşündüm. ( Belki abartıyorum. Ama bu lakayt bakış açısı ile toprağımıza gereken değerin verileceğini düşünmüyorum.)

Ankara'nın göbeğinde yaşasak da kurtuluş savaşı anılarının korunduğu yerlere çok yakınız. İmkanımız varken hadi dedim. Polatlıya gidelim şehitliği ziyaret edelim. Vee... zorla da olsa yola çıktık:)))

Temelliye varmadan, Alagöz Karargahı müzesi tabelalarını görünce direksiyonu tabelanın işaret ettiği yöne kırdık. 1921 yılında Ağustos-Eylül arasında 22 gün süreyle Atatürk'ün konakladığı ve Sakarya Meydan Muharebesinin büyük bölümünü planladığı bu evi ziyaret ettik. Çok güzel bir şekilde restore edilmiş ve Anıtkabir komutanlığına bağlı olarak müze haline getirilmiş bu evde, Atamızın merdivenlerden koşarak indiğini, çalışma masasının başında, harita üzerinde saldırı planlarını hazırladığını hayal etmek ne büyük bir heyecan.














Müzeyle ilgili pekçok bilgi bulabilirsiniz. Benim dikkatimi çeken şey, çatısındaki bu tavus kuşu süslemesiydi. Yine içindeki odalarda da tavus kuşuna ait süslemeleri görünce, müze ilgilisine sordum. Meğer o zamanlar soyun devam etmesini temsil edermiş. İçini de anlatmak isterdim ama gözünüzle görmenin yerini tutamaz. Burada ayrıntılı olarak bilgi mevcut yine de.




 Polatlı şehitler abidesini ise hatırladığımdan daha farklı buldum. Çok daha güzelleşmiş ve kapsamlaştırılmış. Mehmetçik anıtının altını müze olarak düzenlemişler. Ayrıntılı bilgiler internette mevcut olduğundan detaylara girmiyorum. Ama ilk anıtı da bayrağımızla beraber göstermek istiyorum.

Bu anıt ve daha fazlası için buraya bakabilirsiniz.
Bir kare de Sakarya Şehitliğinden göstermek istiyorum.

Şehitlikte onarım ve güzelleştirme çalışmaları vardı. Kenarda görülen pril o sebeple orada:))) 
Bu da Şehitliğin hemen içindeki anıt. Burası temsili bir şehitlikmiş. Vatan toprağına karışmış, kabri belirsiz, ismi belirsiz şehitlerimizin gıyaben kabirlerini temsil ediyor. Yine de bir fatiha okuyup öyle ayrıldık. Bunların dışında Gazitepe, Kartaltepe ve Dua tepe yi de görmeyi çok istiyorduk. Ama artık güneş erken batıyor ve bizim çok az bir zamanımız vardı. Bir tercih yapmak zorundaydık. Sadece bir tepenin ziyaretinde bulunup dönüşe geçmemiz gerekiyordu. Kısa bir araştırma yaptık. Bu tepelerden, savaşın en şiddetli cereyan ettiği tepeyi seçmek, savaşın şiddetini ruhumuzla burada hissetmek istiyorduk. Dua tepeyi önerdiler. Vakit kaybetmeden kalan vaktimizi Duatepe' de harcamak üzere yola çıktık.

Hemen Duatepe'nin girişinde, Başkomutanın, savaşın her karesini izlediği, hafızalarımızdaki resmini temsil eden bu anıt karşıladı bizi.

Atatürk'ün gözünden bakmaya çalıştım burada. Bulunduğu yer öyle stratejik bir nokta ki, önünde uzanan uçsuz bucaksız araziyi, bir taşını bile gözden kaçırmadan izleyebilir insan. Bu meydanda kurşunların havada uçuştuğu, sonbahar rüzgarında dökülen yapraklar gibi her dakikada, orada ya da burada bir bedenin toprağa düştüğünü düşlesenize. İliklerime kadar titredim. Şiddetle esen rüzgarın uğultusunda, derinlerden gelen güllelerin ıslığını, nidaları göklere yükselen şehitlerin fısıltısını duydum sanki. İçime işleyen, ruhumu üşüten bu anı anlatamam size. Mutlaka gidip görün.

Şu anıttaki heybeti hissedebiliyor musunuz? Arkamı döndüğümde, sanki savaşın kaderini belirleyen komutanların göklerden yere indiğini, ruhlarının çevremde dörtnala dolaştığını zannettim. Uzun uzun anıta yüklenen anlamları anlatmak yerine, alandaki dehşetin manayla birleştiğinde, yüreğimde doğurduğu heyecanı anlatmak isterdim ama kabiliyetim yetmez.
Elbette bunda, havadaki kasvetin de payı büyük.

Bir de alanda temsili olarak oluşturulan mevzii ler var yaa... Resmen şimdi bir mehmetçik fırlayacak da elinde süngüsüyle bayırdan aşağa koşarak düşmana saldıracak gibiydi.

İşte böylesine etkileyici bir yerdi Duatepe.

Gün bitip de evimize doğru yola çıktığımızda çocukları bilmem ama, benim içimdeki birşeyler, bu şanlı atlar gibi şahlanmıştı.

Yarın evimin haftalık işleriyle uğraşmalıyım. Dikiş projemi yetiştirebileceğimi sanmıyorum. Paylaşabileceğim yeni bir günümde yeniden buluşmak ümidiyle.Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Mutlu akşamlar.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Cumhuriyetimiz kutlu olsun

Bilemedim bugün. Doksanbir yıl önce kazandığımız özgürlüğü sağlayan Cumhuryetimize sevineyim mi?

Yine diri diri toprağa gömülen insanlarımıza üzüleyim mi?

Ne karmaşa dolu toplum olduk biz böyle...

25 Ekim 2014 Cumartesi

Siyah bir hırka diktim.

İyi akşamlar. Güzel bir cumartesi akşamından selamlar gönderiyorum. Çok keyifliyim. Keyifle giyeceğime inandığım bir hırka diktim çünkü. Hem de bu ayın burda dergisinden. Doğrusunu söylemek gerekirse bu ayın dergisini de sadece bu model için aldım. Geri kalan modellerden şimdilik hoşlandığım yok.















Modeli dikeceğim deyince kızım ne dese beğenirsiniz. "anne içinde bir kokoş varmış da saklamışsın" Hadi ordan dedim sertçe. Nerem kokoş benim. Bu kadar sade, spor, şık bir hırkaya ne hakla kokoş diyorsa... 
Kumaşım mı? Çok eski. Tam 20 yıl önce almışım. Kızılay'da Tarmanlar mağazasından. Çelik jarse imiş. Bunu al ömür boyu giyersin demişlerdi vaktiyle. Aralık 1994 burdasındaki 110 no'lu modeli dikecektim sözde. Ama üzerine desenli bir örgü kumaş bulamayınca, kumaş da sandıkta pineklemeye başlamıştı. 20 yıl boyunca meğerse bu güne hazırlamış kendini. ( Modeli açıp helalleştim kendisiyle)














Modelin yakası da ön parçayla beraber kesiliyor. Dikiş çizgilerini şaşırmamak için bol teyel aldım.














Önce omuz dikişlerini kapattım. Sonra yaka dikişini kapatıp, yakayı bedene diktim. Zaten tek enteresan yeri burası. Ama kolaycacık yapıldı:)))














Yakanın bedenle birleştiği yeri verev biye ile kapattım.














Dergide, önce yan dikişleri kapatıp sonra kolların takılmasını söylüyordu. Ama bana önce omuz dikişlerinden kolları takıp sonra yan dikişlerini kapatmak daha kolay geliyor.














Overlok makinem olmadığı için çevresini kendi kumaşından biye ile çevirdim. Biye ile uğraşmak biraz zaman aldı. Olsun değdi gene de. Sonunda bitirdim. Çok hoşuma gitti. Bitmiş halini de göstereyim.
Son hali işte böyle. Önüne bayıldım. Siz de beğendiniz mi?

Biliyor musunuz? Terör almış başını gitmiş. Ama basın bize hiç bilgi vermiyor. Az evvel haberlerde üç askerin şehit olduğu yüzeysel olarak söylendi geçti. Ama o askerlerimizi, çarşının ortasında başlarına kurşun sıkarak şehit etmişler. Analar evlatlarını, vatanı korusun diye askere gönderiyor. Ama baş verdiğimiz devletimiz, başlarımızı birilerine peşkeş ( mi ) çekiyor. Düne kadar vatanımızı yıkmaya çalışan birilerini nasıl oluyor da böylesine şımarıklaştırıyorlar. Aslında burada başka şeyler söylemek istiyorum da töremizden, devlete saygıyla öğütlendiğimizden susuyorum.

İşte ruhum aynen böyle. üstümde bir hüzün, elim kolum bağlı, çaresizlik üstüme yağan sonbaharın göz yaşları gibi gün geçtikçe umutlarımı birer kuru yaprak gibi ayak izlerime döküyor.............................

Neyse tekrar dikişe döneyim. Aldığım son kumaşlarımı da hızlıca gösterip, gerçekleri olduğu gibi halka duyuran bir tv kanalı var mı araştırayım.





Kendinize iyi bakın. ülkemiz için dua edin. Herkese iyi geceler ve aydınlık ümit dolu yarınlar dilerim.

22 Ekim 2014 Çarşamba

Ödülüm:))

Bu aralar uğraştığım nice sorun arasında,beni mutlu eden bir ödül, bütün derdimi kederimi aldı. Parmaklarım klavyenin üzerinde hiç bu kadar mutlu dans etmemişti. Nurseeeelll.... çok teşeeeekkküüüürrr:))))))












Mutluluklar da paylaşıldıkça çoğalır yaa.......Ben de yedi kişiyle paylaşıyorum.
1. meşgul anne
2.Emel
3.nurten beğendi
4Gülay Ersoy
5.gooogoook
6.Hanife
7.aktuelmoda
Veeee....Yeniden Nursel arkadaşıma teşekkür ederim.

Bu ödülün şartlarını da hemen Nursel arkadaşımdan kopyalayıp bildiriyorum.
 1-Öncelikle yukarıdaki resmi yayınlamak, 
2-Size ödülü veren bloğun bağlantısını paylaşmak ve takibe almak, 3-Ve ödülü en az 7 kişiye dağıtmak.

Herkese iyi geceler....

3 Ekim 2014 Cuma

Elbisemi bitirdim.

Yarın Kurban Bayramının ilk günü. Hepimizin bayramı mübarek olsun. İnşallah güzel, keyifli bir bayram geçiririz. Bu gün temizlik, güzellik ve dikiş ile geçirdim. Daha doğrusu belki bir aydır her hafta sonumu dikişle geçirmekte isem de, dikmeye başladığım elbisemi tam anlamıyla bugün bitirebildim.















Elbisenin kollarında çok zorlandım. Önce kısa kol çalıştım. Kibar da duracaktı. Ama iki kere dikip söktüm. Kolların biri aşağıda biri yukarıda durdu çünkü. bence kol kalıbı hatalı. Allahtan bol bol kumaş almışım. Şu mu? bu mu? derken havalar soğudu. Ben de kumaşın fazlasından bu defa uzun kol kestim. Kalıbın kolu da eğri olduğu için bir ceket kolu kullanmaya karar verdim. 


Ama kolun duruşunu tam ayarlayabilmek için önce yakayı pervazla temizledim.Daha sonra, yine aynı dergideki trompet kollu ceketin kalıbından faydalandım. Hiç olmazsa büzerek gövdeye yerleştiririm diye. Hem de dökümlü durur diye düşündüm.















İyi ki prova mankeni almışım. Bu defa gerçekten işini yaptı. Kolları mankenin üstünde iğneledim çünkü. Çok daha kolay oldu. Elbisenin omuzlarında da bayağı eğrilik varmış meğerse. Kolların dikişini bitirdikten sonra bir defa giydim. Ama kollar öyle salaş salaş gözüme tuhaf gözüktü. Ben de bu gün kollara manşet taktım.

İşte bitmişi de böyle oldu. Çok beğendim. Bir de arkadan göstereyim
Kolların duruşu harika oldu. Gerçi çok oyaladı. Önce iğnele, sonra tam yerlerinden teyelle. Teyellerken kaçırdığın yerleri yeniden gözden geçir. Sonra da makinenin başına geç. İlk resim ile son hali arasındaki fark, benim emeğimin karşılığı. 

Bu elbise ile giymek üzere aldığım ayakkabımı da göstereyim hemen.

Ucuz bişey. Ama elbiseyle çok şık durdu. Pek elbise giymediğim için bizim sülale çok şaşıracak.
Bu elbisenin kalıbı uzun beden olduğundan, kalıplarda kısaltma yaptım. Onu da göstereyim.

İşte böyle. Bir dikiş maceramı da ( kendimce ) yüzümün akıyla atlattım. Yarın da yeni kollarıyla giyip bayram  kutlayacağım. Bu vesileyle hepinizin bayramını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.


14 Eylül 2014 Pazar

Bir elbise dikiyorum.

Bir hafta sonundan daha iyi akşamlar. Kendimi rutin yaşantıma adapte edebilmek için büyük uğraşlar veriyorum. Üzerimde kalan son tembellik tozlarını atabilmek için bu hafta biraz uğraştırıcı bir model denemek istedim.
Bir yıldan fazladır gözümün takılıp kaldığı bir modeli denedim. Ama bitiremedim. 
Postumu, projemi tamamladıktan sonra yapmayı düşünmüştüm ama hafta sonunu hobisiz geçirmediğimin kendime ispatı olsun diye tamamlayabildiğim kadarını paylaşmak ban daha cazip göründü.














Modelim 2012 Aralık sayısı kapağındaki bu model. Dergiyi aldığımdan beridir gözüm takılıyor. Yapabilir miyim ki? dedikçe de gözümü kaçırıyordum. Kumaşım hafif soluk bir gül kurusu rengi. Burada yakın gibi dursa da tam rengi değil.
Önce arkayı diktim. İnsan yapabilir miyim korkusunu taşıyınca hep bir hata çıkıyor. Burada da arka eteği ters kesmişim. Yani verevi sağdan sola değil soldan sağa olacaktı. Yanlış kesmenin verdiği olumsuzluk duygusuyla da dikerken esnetmişim.

Ama ön parça beni çok zorladı. Sözüm ona resimli dikiş kursu olarak da ayrıntılarıyla anlatmışlar. Elimin alıştığı kolay modellerde, burda dergisinin anlaşılmaz dilini fark etmiyorum. Ama bilmediğim dikişler arenasında, kelimenin tam anlamıyla donuveriyor zihnim. Önünde diktiğim pililer ne işe yarıyor. Parçayı geçirmem gereken yer neresi. Velhasıl son deminde dergiyi kapattım. Kafama göre projeyi sonuçlandırmaya çalıştım. Dikiş değil de nasıl olacak soruları çok vakit kaybettirdi bana.

Arkasına gizli fermuar koymak gerekiyordu. Ama bizim mahallenin manifaturacısında gizli fermuar kalmayınca eski usul fermuar taktım. Zaten gizli fermuarı da gizleyemiyorum ki. 
Omuz ve yan dikişlerini dikince, dikişe ayırdığım vakit de bitti. Son hamlelerim yarım hünerimi resimlemekle geçti.
Manken 38 beden olunca üstünde bol durdu. Ben daha bir dolduruyorum elbiseyi.Yine de önündeki burgu hatasına rağmen, olması gerekene yakın. Bu hafta içi de elbisemle uğraşıp hafta sonuna kadar bitireceğim. Cumartesi günü bir akrabamızın düğününde giymeyi düşünüyorum. İnşallah giyilebilecek bir kıvama getirebilirim.

Bu model aslında uzun bedenler için. Ama ben minyon yapıma uyarladım. Belden yukarıya gelen parçalarda 4 cm içe aldım. Şu an fark ettim ki kalıplarımı değiştirdikten sonra resimlememişim. Önümüzdeki hafta sonu belki post giremeyebilirim. Ama daha sonra aklımda olursa nasıl kısalttığımı buraya da ekleyeyim ki, aklıma bir not düşülsün. Tabi yaka da nerdeyse kayık yaka formunda onu da kapatıp yuvarladım. 
Beğendiniz mi diycem ama, bitmemiş bir projeyi de beğeninize sunmaya utandım şimdi. En azından "boşdurmamış, bir şeyler yapmaya çalışmış" dersiniz ümidiyle herkese güzel bir hafta diliyorum. İyi akşamlar.



7 Eylül 2014 Pazar

çiçekli bluzumu diktim.

Herkese iyi akşamlar. Artık ben de tatilden döndüm. Sözde dinlendim diyeceğim ama bugün hâlâ yorgun olduğumu fark ettim. Belki de tatil dönüşü pazartesi fobisidir. 

Hafta içi tatil dönüşü temizlik, çamaşır, şu bu arasına bir de bluzumu sıkıştırdım. Hem de bu ayın burda'sından 103 no'lu model














Bu kumaşı önce bir arkadaşıma bebek elbisesi dikip hediye etmek için almıştım. Cesaretimi toplayıp elbiseyi dikemeyeceğimi anlayınca başka bir hediye seçtim ve kumaşı kızım için dikmeye karar verdim. Ama kızım da kumaşı çocuksu bulmuş. Valla, benim içimdeki çocuk giyerim deyince...














Uzun bir süre dikiş dikmeyince, ağır bir modele kalkışamadım. Eylül sayısındaki bu model de gözüme hem hoş, hem kolay görünmüştü. Topu topu sadece bir kalıbı var ve omuzları bile dikişsiz. Yan dikişlerini çek yeter. Fakat ya tatil dönüşü benim kafam çok basmadı. Ya da açıklamaları hakikaten anlaşılmaz. Çünkü yakanın nasıl yapılacağını anlamadım. Dergide yakayı paysız kesin deyince uyanamadım. Bir de uyarmış, yakaya sulfile yapılmayacak diye. Herhalde doğru anlamışımdır. Deyip 2-3 cm aşağısına yaka lastik tünelini böyle iğneledim.














Böyle de diktim. Başımdan geçince, modeli daha da kolaylaştırıp ön açıklığını yapmadım. Zaten onun da lastik tüneliyle birlikte nasıl yapılacağını anlamamıştım. Kafam da yakaya takıldı.Yakası didik didik olmaz inşallah. Ama bir daha ki sefere fırfırla lastik tünelini de oluşturabileceğim şekilde pervaz kesip daha ince kumaşla çalışacağım.














Kollarını da kıvırıp lastik için boşluk bıraktım ve diktim.
Lastiklerini de takınca işte böyle oldu.

Yaka bölümünü sevmedim. Ama açıklama böyle diyor gibiydi. Hâlâ kafam karışık. Siz de eğer bu modeli dikerseniz nasıl yaptığınızı görmem için bana haber verin n'olur. Farklı bir yapılış tarzı varsa paylaştığınızda ben de öğrenmek isterim.
Neyse yarın bu bluzumu giymeyi düşünüyorum. Belki pazartesi sendromu hafifletir.
Off yaa... yarın işe başlamayı hiç istemiyorum. Ama mecburum. Neyse sonra görüşmek üzere. ilk iş günüm için kendimi motive edecek bir şeylerle uğraşmalıyım. Hoşçakalın...


5 Eylül 2014 Cuma

Kumaş çekilişi


























Tatil dönüşü bu kumaş çekilişinden haberim oldu ya ben de katılmak istedim. Başka da katılmak isteyen varsa 

http://yaseminindiktikleri.blogspot.com.tr/2014/09/kumas-cekilisi.html

adreinden ulaşabilirler. Herkese iyi şanslar.