27 Temmuz 2013 Cumartesi

nevresim takımı dikmiş idim

Çalışan kadın olmak zor. Dinlenebileceğim hafta sonu tatilimi, evimi bayrama hazırlayarak geçirmek zorundayım. Bayram temizliğine başladım yani. Bugün pencere perde günü idi. Sonra da salonu süpürdüm. Yani dikiş falan yapamadım.

Ben de eski makinemle bir kaç ay önce diktiğim nevresim takımımın resimlerini eklemeye karar verdim.

Diğer arkadaşlar gibi sabah kesip akşama paylaşamıyorum. Bu nevresim de bir kaç günümü almıştı. Sadece arkadaşlarıma göstermek için çektiğim resimler bunlar. O zamanlar bloğum yoktu. Sadece blogları izleyip, insanlar ne güzel şeyler yapıyor diye hayıflanıyordum.


Çarşafımı lastikli yaptım. Yatağımın en ve boyunu ölçüp otuzbeş santim pay vererek kestim. daha sonra kenarlarını kıvırıp lastik geçirdim. Hazır çarşafkar gibi sadece köşelerine lastik dikmeyi düşündüm ama yataktan çabuk sıyrılıyor diye vaz geçtim.



Nevresimi yorgan ölçümebirebir kesip diktim. Hazır nevresimler gibi. Yasyıklarımı da fırfırlı yaptım. Yastığın ön parçasını ve arka için de bir büyük bir küçük iki parça kesip fırfırı araya diktim.



İliği de düğmeyi de makine ile yapmıştım. Benim gibi eskiden kalma, iliği de düğmeyi de elde yapan biri için mucize gibi birşey. Tek adımda ilik açan makina dünyanın sekizinci harikası gibi geldi bana. harika birşey yaaa. bir kaç aydır da keyifle kullanıyorum. Haftaya da bayram haftası bir şey yapabilir miyim bilmiyorum. Eğer fırsatım olursa kızıma kot kumaşından bir gömlek dikeceğim. Hani daha önce dikip de ilk paylaştığım ürünüm var ya işte ondan :)))

Neyse pazartesi annem yeniden MR çektirecek ona göre tedavi yeniden gözden geçirilecek Allahım inşallak kötü bir sürpriz yaşamayız. Hayat beklediğimiz güzelliğiyle devam eder. 

Birt de bu blok üzerinde yapmak istediğim değişiklikleri yapamıyorum. Kurcalayıp durdum ama şu gagget miydi ne istediğim şekilde düzenleyememek canımı sıktı biraz. Neyse öğreneceğiz artık:)))
Beni bilenlere selamlar. Hakkaten beni izleyen oluyor mu acaba? 

21 Temmuz 2013 Pazar

Uzun kollu gömlek diktim

Bir haftalık bir aradan sonra yine yeni bir ürün:)) Şimdilik iyi gidiyorum, ama her an mola verebilirim.Neyse evde var olan bir kumaşı da uzun kollu bir gömleğe çevirmeye çalıştım.

Bu modeli pek çok blogger da gördüm. Aynı gömleğin değişik versiyonları pek çok gardrobun kiracısı. Bir tanesi için de ben uğraştım.


Benim kumaşım desenli olduğu için o siyah şeritleri kullanmadım. penslerden gözüm korktu.  Bir de gizli pat hoşuma gitti. Denemek istedim. Patronda bu iki hususu bol teyelle aldım. Resimde belli olmuyor ama teyelleri var:))
Omuz ve yan dikişleri ile pensleri yaptıktan sonra gizli patı oluşturmaya çalıştım. Ama burda dergisini hatmettiğim halde bir türlü anlamadım. zeka bile yaşa bağlı her halde. Neyse ben de önce yakayı yaptım.

Modelin aslında kolları yine biye ile temizleyip manşet yerne bant kullanmışlar biye işini ben de denedim. Ama en iyisi kol yırtmacını pat ile çevirmek biyeyi çok muntazam yapamadım. bant yerinde de manşet benim için daha yapılası birşey.

Ve beden bölümüne kolu ve yakayı montelerken patı da kafama göre yaptım. Alışıldıktarzdan farklı bir pat ve pek beceremedim. internette de yapılışına dair bir video yok. Napalım gömleği yarım bırakaçak halimiz yok ite kaka sonunda bitirdim.


Hızlı yapmaya çalıştım. Yine de dört gün elimde süründü. Akşamları zaten verimli bir zaman dilimi değil benim için. Şu an dikişlerin temizliği ve düğmeleri kaldı. Pat içime sinmedi. Bir kere daha bu modeli deniyeceğim. neyse bu haftalık da bu kadar.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Kendime dikiş kutusu yaptım.

Ara vermeden hemen ikinci postuma geçeyim. Tatilin verdiği enerji, hayatın güzel yüzünün verdiği keyifli bir moral ile boş durmadım ya hemen göstermeliyim. Haftaya Allah kerim.

Efenim kendime dikiş kutusu yaptım. İki üç haftadır. çok gezdim. Basit kutular bile yirmibeş otuz liradan başlıyor. Birini beğendim atmış küsür lira. Bu kadar basit kutulara bu kadar paraya içim acır doğrusu. Gerçi beceremeseydim bir tane alıp gelecektim ama bir deneyeyim istedim. Eve gelir gelmez elimdeki kutulara baktım.

Küçük kutuları da içine göz gibi yapmak istedim.
.
Sonra vazgeçip oluklu karton mu denir, başka bir kutudan parçalar kesip içine yapıştırdım.
Beğendiğim kutu böyle gözlüydü ya içimde kalmasın dedim. Sonra da kaplamaya başladım. Hasır desenli bir yapışkanlı kaplama kağıdı aldım bu iş için. Daha güzelleri de vardı. Ama içimde yapamazsam korkusu olunca, biraz ucuzuna kaçtım. Şans işte onu da becerdim. Bir dahaki sefere hakikaten daha güzel malzemelerle çalışacağım. 
Dış görünüşü de güzel belki süslerim sonra
İçi biraz karışık gibi. Bir gözüne makas, iğne gibi dikiş malzemelerini, bir tarafına kurdele, fermuar gibi malzemeleri, bir tarafına de evdeki bütün iplikleri koydum. Ayy ne çok şey var elimdekiler bitmeden yeni bişey almamalı. Bundan sonraki postları (artık ne zamana kısmetse) malzeme bitirmece diye hazırlamalıyım:)))

Neyse bu günlük bu kadar haftaya da okuduğum kitaplardan bahsederim belki.  Hoşça kalın

pijama tarzı pantolon

Hastahanede sıcaktan çok bunaldım. Eşofman altı gerçekten rahatsız edince, ben de kendime serin tutacak birşey dikeyim dedim. Ama yeni kumaş almama kararım var. Ben de elimdeki bir kumaşa kafayı taktım.

Gerçekten, kumaşı kesebilmek için önce cesaret toplamam gerekiyor. Halbuki bozsam ne olacak ama böyle yetiştirildik bizler.
Nihayet kestim yeni patron çıkarmamak için kızıma diktiğim aynı patronu kullandım.

Patronlar büyü bedendi. Ben de pay vermeden kestim. Bazı blogger arkadaşların sayfalarında, kalıbı pay vermeden kestiklerini görünce ben de deneyeyim dedim.
Sıfır pay hatta boyu için bile. Patronları aslında aynı yönde yerleştirmek lazım. Ama benim kumaşımın ne desen sorunu ne hav problemi var. Üstelik de boy kısa en dar.
Kumaşımın paçalarını dikip, iç temizliğini de yaptım. Dikiş muntazamdursun diye ütülenir ya ben de resimde güzel dursun diye ütüledim.

Sonra da paçaları içe geçirip ağ bölümünü iğneledim. Ama teyellemedim. Direkt makinede diktim. Zaten basit bişey elimde oyalanmasım dedim. Artık ince işler sıkıntı veriyor. Belki yaş belki stres. Ama eskiden ben böyle değildim.


Beline de lastiği takıp ütüledim Sonra da giyip pazara bile gittim. Çok rahat oldu. Hem de bir sürü fotoğraf ekledim bu sefer. Hakikaten zevkli bişeymiş blogger olmak.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

bluzumu bitirdim

Nihayet kesmeye niyetlendiğim, sonra vazgeçip tekrar cesaret bulunca kestiğim bluzu bitirdim. Model aslında kışa uygun, gömlek ya da boğazlıların üzerine giymek için yapılmış, battaniye gibi yünlü kumaştan olması gerekiyordu. Doksanların stilinde, düşük kollu biraz da bohem bir havası vardı. Bu tarzı hep sevmişimdir. Gençliğimde oduncu gömlekleri tişörtlerin üstünden hiç eksik etmezdim. Şimdi tarzımızı iki binlere uydurduk. Neyse konuyu dağıttım. yine her zamanki gibi hatalarım peşimi bırakmadı. Farkına varmadan bir sürü minik plilerle dolmuş bluzum. Her dikişi ayrı ayrı söküp düzeltmek zorunda kaldım. Bir de yakanın açıklık bölümünde patı iyi çeviremedim çıtlatma mevzuu işte.


İşte mevzu bahis ürünüm . Boyu kısa gibi duruyor ama kolların düşüklüğünden göz yanılması o. Ama kendimce öğrendiğim dersler var. Hakikaten ince kumaşları ince iğneyle dikmek çok önemliymiş. Bluzu isteyerek kısa kol yapmadım. Parça kumaş olunca uzun kola çıkmadı. Bundan sonra önlem olarak beğendiğim kumaştan iki hatta üç parça alacağım. Neyse sorun değil zaten yetmişler gibi içine uzun kol bluz giyeceğim. Gerçi böyle de giyebilirim fark etmez.

Bu ara annemin üçüncü kürünü de aldık, hatta ben tatil bile yaptım. Antalya sahillerinde esmerleştim ve Ankara da bulamadığım şu şirin plastikleri teee nirelerden aldım da geldim.

takım olsun diye on iki ye tamamladım. Sonra bir güzel yıkadım

Sonra da yerlerine yerleştirdim.

Duruşları bile çok asil tanesi beş liradan evime bir güzellik yaptım ve üç poşeti kavanozlarla doldurup cam kumbarasına attım. Şişe cam sanayii çok mutlu olmuştur kesim. Ben de biliyorum cam daha sağlıklı. Ama bunlar daha güzel durdu:)))

Benden haberi olan varsa şimdilik iyi akşamlara:)))

15 Haziran 2013 Cumartesi

eskiden kalma


Yine içimdeki volkan zirvede. Her an patlayacak gibiyim. Ağzımda bile tat alma hücrelerim isyan etmiş gibi. Hiç bir şeyden zevk almıyorum. Bunalımda mıyım acaba? Tıpkı resimdeki gibi hayat beni çekiştiriyor. Yaşadığımı anlayamıyorum. Yüzüme vuran yağmur damlalarını bile hissedemiyorum. Her şey üstüme üstüme geliyor. Yaşamıyor muyum yoksa. Ben neredeyim kayıp mıyım gene.Rotamı kaybettim. Bu soğuk karanlık dünyada akıntıyla sürükleniyor ruhum. Kuytu bir köşe arıyorum. Her taraf keşmekeş, her taraf gerilim yüklüyor omuzlarıma. Güneşi görmek istiyorum. Güneşi gördüğümü fark etme, ışığın sevgisini tenimde hissedebilmek, hayatıma doygunlukla bakabilmek istiyorum. Var olmak istiyorum. Sürüklenmelere bir dur demek, ayaklarımın üzerinde adımlarımı hissederek, isterse yavaş, ama kendi çizdiğim yolumda yürüyebilmek istiyorum. İnsanların çekiştirmelerinden kurtulmak, onlarla aramdaki zincirleri kırıp, istemediğim bu düzenden uzaklaşmak istiyorum. Uzaklaşamıyorum. Uzaklaşamadıkça da deliriyorum. Şimdi elime bir torba alıp ne var ne yoksa doldurup Mamak çöplüğüne göndermek istiyorum.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Hayatımda kayboluyorum

Zaten dağınık bir insandım. Düzenle yollarım fazla kesişmedi. Pek çok bilgiye el attım, ama defterime son noktayı hiç koyamadım. Kendimi avuttum hep. "Bu bilginin daha devamı var ya biraz mola verip gene yola çıkarım" diye. Ama ayağa kalktığımda hep farklı bir yöne döndüm yüzümü. Bir yürümelik çabadan sonra, elimde boş sayfalarla, yeni bir cenaha doğruldu yönüm. Yarım sayfayı çevirip yeni bir başlangıç yaptım. Olacağı buydu. İşte kayboldum.

Annemin yaşadığı ve belki de yaşayacakları durduruyor artık beni. Bakayım diyorum hayatıma. Önümde ne kadar zamanım var derken bir elimde çekmecemi karıştırıyor nelerim var diye. İşte bir dil tecrübesi, şu köşede kalan kırık dökük kişisel gelişim bilgileri. İşte bir kaç sayfalık öykü denemelerim. Ama o da yarım. Bazen çapımı küçültüyorum. Sadece mutfak ev işleri falan . bir süre sonra sıkılıp yine yelken açıyorum susuz bir denizde. Karınca adımlarımla geçtiğim yollarda kendimi uzay yolculuğunda imişim gibi hissediyorum nacizane. Olmuyor ama artık böyle. Başlayıp da bitirdiğim bir bölüm yok kitabımda. Herşey yarım, her öyküm anlamsız. İçimde yeniliklere yer kalmamış ama eskilerinde bir faydası yok. Zavallı çekmecem çöp evden beter olmuş. 

Şu ara moladayım gene. "Ne zaman ayağa kalktın ki" demeyin, çünkü ben kendime diyorum zaten. İstediğim kadar suçlayayım kendimi, yine de bu keşmekeşten soyutlanamıyorum. Kelimenin tam manasıyla, bu dopdolu çekmecemde, neyim var diye aranırken, aradığımı da bulamıyorum, çıkış kapısını da göremiyorum. Ben kendi hayatımda kayboluyorum.

Neyse çok güzel bir blog daha buldum. Bütün yazılarını okumaya kararlıyım. Ama ne yazık ki kararımda bile kararsızım. Canım sıkkın. Amaçsız, yarınıma güvensiz, hamal gibi yüklendiğim sırtımdakiler değersiz. 

Biraz daha dinleneyim sonra yine bakarız.

23 Mayıs 2013 Perşembe

elbiseyi bitirdim:))

İki haftamı hastanede refakatçı olarak geçirdim. Arada evime gelip dinlendiğim saatleri saymazsak tabii. Kesintisiz olarak hastanede kalmak kolay bişey değil. Ama çok şükür, taburcu olduk. Yavaş yavaş da sağlığımızı kazanırız yeniden inşallah. Hayat kısa ve dikkatli yaşamayı gerektiriyor. Neyse, uzun gecelerde Ahmet Ümit'in Sultanı Öldürmek kitabını okudum. Ülkemizin polisiye roman yazarlarından biri. Ama doğrusunu isterseniz başka bir kitabım daha olsaydı yarısında bırakırdım. Kitaba sıkıcı demek istemiyorum. Belki de benim ruhum kaldıramadı kim bilir. Neyse, şimdiki hedefim Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul'un fethi hakkında daha fazla şey öğrenmek. hakkaten baktım da tarihimizi bilmiyorum ben. Bir kaç gündür evdeyim ve boş durmadım. Vasat bir temizlikten sonra ( ki hala yorgunum) yarım elbisemi diktim. Pensleri söktüm. Dikiş teknikleri kitabımda belirtildiği gibi, pensleri dikmeye sivri uçtan başladım. Ama ne yazık ki iğne izleri kaldı kumaşta. İçine de astarı yakadan birleştirdim. Bir de fermuara baskı yapacağım. Çok kötü olmadı azıcık bol olmuş. Ama sevdim. Şimdi de yeni bir proje planladım. Kendime bir blz dikeceğim. Görsel olarak da düzenledim dikiş sepetimi. Normalde model kalın kumaşla diklmiş ama ben küçük beden kesip, ince kumaşla dikeceğim. içine bady ile falan giyerim. Ama şimdi dinlenmek istiyorum. Bir ıslak yer bezi gibi olduğum yere yapışmak,endişe oklarının kanattığı yaralarımı uykuya bulamak istiyorum.

14 Mayıs 2013 Salı

yarım elbisem

Aslında herhangi bir ürün meydana getirmiş değilim. Sadece bişeyler yazabilmek için az birazını diktiğim elbisemi bahane ediyorum. İnsanın kafası dinç olmayınca hiç bir uğraş huzur vermiyor. Sadece temizlik, düşüncelerimden biraz olsun uzaklaştırıyor beni. neyse yine de kör topal ilerledim son halini göstereyim. Ama kumaş çok ince imiş. İçine önce bağımsız bir astar dikeyim diye düşündüm. Ama daha önce de demiştim ya, pat ya da biye için kumaş kalmadı. Hadi eteği, kolu kıvırıp dikerim ama yakayı ne yapayım. mecburen astarı elbiseye yakadan monte etmek lazım. Malzemeyi tamamlamadan dikişe başlamak da insanı oyalıyor. Astarı alabilmek için bir kaç gün daha kaybettim. Aldığımda da kesmeye fırsatım olmadı zaten. Rengi biraz koyu. Ben daha açık, şöyle sabah saatlerinde açık gökyüzünün rengi gibi toz mavi istiyordum. Olsun bu da güzel. Zaten kesmeden önce güzelce yıkayıp bir de ütülemeliyim. Sonra kesip elbiseyle tek yürek haline getireceğim. Ama elbisede çok hatalarım var. En fazla gözüme çarpan hususu göğüs penslerini düzgün yapamamış olmam. Pensleri kalın kenarından başlayıp sivri ucunda bitirirken ölçüyü şaşırmışım. Dikiş teknikleri kitabına bakınca ise sivri ucundan başlamam gerektiğini anladım. Yani astarı montelemeden önce pensleri de söküp düzeltmeliyim. Evet bu arada pek çok arkadaşın elinde gördüğüm, dikiş meraklılarının başucu kitabını ben de aldım. Nasıl güzel değil mi:))))

8 Mayıs 2013 Çarşamba

üzgünüm

Dün bir doktorla daha görüştüm annem için. Hiç güzel şeyler söylemedi. Durum kesin galiba. Artık beklemenin faydası yok. Bismillah deyip ikinci aşamaya geçmeli.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

üşeniyorum, erteliyorum...inşallah vazgeçmem

Bu hafta sonunu da işte böyle esneyerek geçirdim. yapacak çok şey varken, vazifeleri bitirip de gönlümce kendi uğraşılarıma dalmak varken hiç bir şeye başlayamadan koskoca iki günü daha geçirdim ve yarın yine 9-7 yokum kendi hayatımda. 40 küsür sene bırakamadım bu huyumu. Facebook da bir sitede gördüm. bilinçaltına subliminal mesajlar göndererek insanı harekete geçiren bir cd pazarlıyorlar. Ama ben ne bileyim tek mesajın bu olacağını diil mi ama. bazı filmlerdeki gibi kendinden bihaber suikastçı olmayacağımı. Şaka bir tarafa da kontrol edemediğim şeylere fazla yakın durmam. Ama şimdi kendime yeni bir hobi edinmişken de daha doğrusu edinmeye çalışırken, hiç başlayamamak rahatsızlık verdi bana. bununla başa çıkmalıyım artık. Neyse araştırmalarım sonucu bu perspektiften bakınca görülen 4 tip insan öğrendim. Bilip başaranlar ( ki hedefimiz bu), Bilip başlamayanlar ( olduğumu düşündüğüm bu ) Bilmryip çabalayanlar ( ki bazan da böyle oluyorum) hem bilmiyor hem uğraşmıyor ( bazan belki) Bunu yenmek için Mümin Sekmanın bazı önerilerini okudum ama mantıklı gelmedi. bu fikirleri aklımda tutsam zaten böyle bir sorunum olmaz. Sorunun köküne inmek lazım. Neyse başka bir sitede de ertelemenin nedenleri; başarısızlık korkusu, mükemmelliyetçilik ve boşluğa düşme kaygısı olarak bir sınıflandırmaya ulaştım ( doğru olabilir) başa çıkabilmek için ise öneriler; öz güven kazanma, zamanı planlama, engelleri ortadan kaldırma öneriliyor. Yazıya devam edeceğim ama önce özümseyerek şunları bir okuyayım. Sonra da başladığım şu mavi elbise için motive olabilirsem tamamlamaya azmedeyim. Kumaşı iki buçuk liraya aldım ucı sigarayla yanmış bir parça kumaş modelim de çok basit klasik bir elbise ve kumaş sadece bunlara yetti ama güzel bişey,

4 Mayıs 2013 Cumartesi

ilk ürünüm

Dikiş makinemi alalı iki haftayı geçti. Biraz yanlış yaparım korkusu, biraz kafamı veremem düşüncesi ile fazla dikiş dikemedim. Halbuki ben de terapi olsun diye dikiş makinesine heveslenmiştim. Ama makinenin başına oturunca, bir magazin veya komedi seyreder gibi zihnimi boşaltamayacağımı anladım. Dikiş de bir sorumluluk işi. Makineyi aldığım günün ertesi, hemen bir kumaşı kızıma gömlek olsun diye kestim. ilk an elim bile titredi neredeyse. Ya yanlış kesersem diye tekrar tekrar ölçtüm. Belki yanlış ölçmüşümdür diye biraz da fazla pay verdim . Benim Burda dergilerim çok eski bu patron da Mart 95 e ait. Yanı kızım doğmamıştı bile. Bir de kumaşı yanına koyup çektim resmini . Buraya kadar iyiydi herşey.Akşamları bir iki dikerim dikerken de fotoğraflarım diyordum. İşin erbabı arkadaşlar böyle yapıyor ya özendim ben de. Ama gel gör ki sağlık sorunları araya girince sadece kafamı dağıtmak için makinenin başına oturdum. İyi ki önceden kesmişim. Yoksa bu kafayla kesemezmişim de. Bir akşam diktiğimi, ertesi akşam söktüm çünkü. Ya kumaşı alttan katlanmış farketmeden dikmişim. Ya ( cepler ) kumaşın önü diye arkasına dikmişim... Böyle maceralı bir dikiş oldu. sonunda bir iki doktorun, tahliller beklenenden farklı çıkabilir. Biz en kötüsünü söyledik demeleriyle az da olsa moralimiz düzeldi. Bu sabah bitirdim ve resimleri koymak istedim. Bu da arkası. Kusurlarımı görmeyin canım. Onbeş senedir elime makas bile almadım belki:)))

17 Nisan 2013 Çarşamba

HEVESLE KALKTIK AMA BAŞIMA GELENLER

Bloglarda gördüğüm birbirinden güzel el yapımı ürünler, insanı dürtükleyen birbirinden güzel fikirler ve onlardan ayırıp kendime diktiğim gözlerimin yaşadıoğı hayal kırıklığı; sonunda bana da bu bloğu açtırdı. O cepheden fark ediliyor mu bilmem, ama nice zaman sonra iki tuşa basıp da birşeyler yazmaya başladım. Ame ne yazayım. Felsefe desen sıkıcı, e çok marifetim de yok, hayır param olsa iki yer gezip resimlerini koyacağım. Ama o da yok...

Neyse, açmış bulunduk bir kere maksat dostlar alışverişte görsün diyeceğim ama, hiç kimseye söyleme cesaretim de yok. Ne olur ne olmaz. Gerçi olacak bişey de yok. Zaten bu gidişle bloğumda bişey de olmayacak.

Kısacası pek çok arkadaşda ( ki arkadaş olsam mutluluk duyacağım) gördüğüm gibi uzman olabileceğim, üzerine yoğunlaşabileceğim bir alan yok. Deyimin tam manasıyla "her telden, gönül dilinden" diye yola çıktık.

Neyse, iyice de boş sayfalar olmasın diye şöyle bir geçmişimi karıştırdım. Ben diyeyim 20, sen de 20 bucuk sene önce bir iki aylık bir dikiş kursu denemem elime geldi. "Hakkaten" dedim. Sonradan da ara ara uğraşıp, nihayetinde kayınvalidemin 45 senelik makinesi de terk-i diyar edince kaldırıp çekmeceme tıktığım bir dikiş deneyimim var dedim kendi kendime.

Bir iki bişey de diksem olsun hem bana bir hedef, hem bir uğraş. Belki beceririm de.

Ben de gidip aşağıda her genç kızın rüyasını aldım. Bişeyler de diktim. Ama meğerse bu zetina değilmiş. Yuki markasının bilmem ne modelinin modifiye edilip, zetinanın adından faydalanan hilekarın biriymiş. 3. ncü haftamı doldurdum uğraşırken. Ayy, makineyi hatırlayınca afakanlar bastı gene gidip biraz sakinleşeyim.